Data: Veri

Data teriminin etimolojik kökenine bakıldığında latince ‘verili olan şeyler’ anlamına geldiği görülür. Bir başka deyişle bu terimin, insanlar tarafından şekillendirilen bir şeyin aksine, onlara olduğu gibi verilen gerçekleri ya da olguları (fact) imlediği düşünülür. Bu bağlamda Türkçe’deki karşılığı, yani ‘veri’ kelimesi de anlam kazanır.

Peki bir olgu hakkında toplanan veri, o olguyu gerçekten de olduğu gibi mi yansıtır? Veri, insanların şekillendirmesinden uzak, onlara ‘dışarıdan verilen’ olgular mıdır? Örneğin, bilim insanlarının, nesli tükenmekte olan bir canlının ne gibi problemlerden etkilendiğini anlamak için söz konusu canlı ve yaşam alanları hakkında topladığı veriler, o canlıların davranış örüntülerini ve içinde yaşadıkları ortamın özelliklerini birebir gerçekte olduğu şekliyle mi yansıtır? Terimin geleneksel tanımının aksine, STS literatüründe yapılan pek çok ampirik çalışma bu soruların kesin bir ‘evet’ ile cevaplandırılamayacağını göstermiştir (Rijke & Beaulieu, 2011; Leonelli 2019). 

Verilerin, olguları bir noktaya kadar yansıttığı tamamen reddedilmese de (Leonelli, 2019), söz konusu olguyu, adeta bir ayna gibi, olduğu şekliyle yansıtmaktan çok, belli bir filtreden geçirilmiş haliyle gösterdiği/oluşturduğu kabul edilmektedir (Law, 2004; Lake, 2017; McQuillan, 2018). Verilerin ‘toplandığı’, saklandığı, temizlendiği, analiz edildiği ve görselleştirildiği araçlar ile tüm bu süreçleri mümkün kılan ön kabuller/teoriler ve standartlar bahsi geçen filtrelerden yalnızca birkaçıdır. Araçlar, ön kabuller ve standartlar değiştikçe, olguya dair farklı veri setleri ortaya çıkar. Olguya dair farklı veri setleri ortaya çıktıkça da olgu her defasında farklı bir açıdan görünür hale gelir. 

Toparlarsak, STS literatüründe anlaşıldığı şekliyle, veriler belli teknolojik, maddi/fiziki, sosyo-kültürel ve ekonomik bağlamlarda üretilirler. Ancak bu maddi-semiyotik bağlamlar ile veriler arasındaki ilişki tek yönlü değildir. Veriler de içinden çıktıkları bu bağlamları (ör. araçlar, ön kabuller, standartlar) sürekli olarak yeniden şekillendirmektedir (Kitchin, 2014; Tanweer et al. 2016).

Yazar: Selen Eren
Editör: Selen Gülgün


Anahtar Kelimeler: performativity, agential realism, maddi-semiyotik.


Kaynakça 

Kitchin, R. (2014). The Data Revolution: Big Data, Open Data, Data Infrastructures and Their Consequences. SAGE

Lake, R. W. (2017). Big Data, urban governance, and the ontological politics of hyperindividualism. Big Data & Society, 4(1), 1-10.

Law, J. (2004). After Method: Mess in Social Science Research. Routledge.

Leonelli, S. (2019). What distinguishes data from models? European Journal for Philosophy of Science, 9(2), 22.

McQuillan, D. (2018). Data Science as Machinic Neoplatonism. Philosophy & Technology, 31(2), 253–272. 

Rijcke, S. de, & Beaulieu, A. (2011). Image as Interface: Consequences for Users of Museum Knowledge. Library Trends, 59(4), 663–685. 

Tanweer, A., Fiore-Gartland, B., & Aragon, C. (2016). Impediment to insight to innovation: Understanding data assemblages through the breakdown–repair process. Information, Communication & Society, 19(6), 736–752.


Okumuş olduğunuz içeriği akademik çalışmalarınız için yararlı bulacağınızı umuyoruz. Bu içerikten araştırmalarınızda faydalanmanız durumunda APA formatında hazırlanmış aşağıdaki alıntılama örneğini kullanabilirsiniz. Lütfen alıntı yaparken erişim adresinin açık bir şekilde belirtildiğinden emin olunuz. Araştırmalarınızda başarılar dileriz. 

Eren, S. (2021). Data: Veri. S. Gülgün (Ed.) iris: Kitle Kaynaklı Türkçe STS Ansiklopedisi içinde. Erişim adresi (Erişim tarihi): https://irisansiklopedi.net/2021/01/31/data-veri/.

Boundary object: Sınır nesnesi

Terim, gruplar arası işbirliğinin çoğunlukla grup üyelerinin fikir birliğine varabilmesiyle açıklandığı bir dönemde, birbirinden farklı amaçları ve ön kabulleri olan grupların fikir birliğine varmadan da birlikte çalışabiliyor olduğunu tartışabilmek için ortaya atılmıştır (Star, 1988; Star ve Griemeser, 1989). Terimi ortaya atan yazarlardan Star (2010), günümüze kadar geçen sürede terimin çok sayıda yazarın çalışmasında yeni bir hayat kazandığının altını çizmiş, gelen eleştirilere terimin orijinal anlamını hatırlatarak cevap vermiştir.

Bir nesnenin ya da olgunun sınır nesnesi olabilmesi için Star ve Griemeser’e (1989) göre bazı kriterleri aynı anda karşılaması gerekmektedir. Bunlardan birincisi yorumlama esnekliğidir (interpretative flexibility), ve bir olgunun farklı bağlamlarda farklı anlamlar kazanabilmesi olarak tanımlanabilir. Örneğin kuşlar, bir grup avcı için potansiyel hedef/av olarak algılanabilirken, çevrebilimciler için korunması gereken canlılardır. Ancak bu özellik çevremizdeki neredeyse tüm nesne/olgular için geçerli olabilir. İşte terime gelen temel eleştiriler de buradan kaynaklanmaktadır. Ancak Star (2010), sınır nesnesinden bahsedebilmek için bu kriterin gerekli fakat yeterli olmadığını belirtmiştir.

Bir olguyu sınır nesnesi haline getiren önemli bir diğer kriter, nesnenin ‘çözünürlüğünü’, yorumlama esnekliğini mümkün kılmak adına, olabildiğince düşük tutan pratiklerin var olması ve bu pratiklerin farklı grupların o nesne üzerine belli bir fikir birliğine varmadan iş birliği yapabilmesini sağlamasıdır. Bu sebeple Star’a (2010) göre yorumlama esnekliği barındıran tüm olgular, ancak belli bağlamlarda sınır nesnesi haline gelebilirler. 

Örneğin, çevrebilimcilerin kuşların korunması için bürokrat ve politikacılarla birlikte çalışması gerekir. Ancak iki grubun da öncelikleri farklı olabilir. Buna rağmen çevrebilimcilerin, kuşların neden korunması gerektiği üzerine bürokrat ve politikacılarla hemfikir olmak zorunda olmadan da iş birliği yapması gerekir. Bu aşamada kuşların fonksiyonlarının birden fazla tanımına rastlarız. İşte bu örnekte sınır nesnesi, bu iki grubun kuş kavramı/fonksiyonu etrafından fikir birliğine varmadan da beraber çalışabilip onları korumak için gereken politikaları oluşturabilmesini mümkün kılan pratiklerin bütünüdür.

Yazar: Selen Eren
Editör: Kaya Akyüz


Anahtar Kelimeler: Trading zone, boundary organization, sınır işi, interpretative flexibility, işbirliği, collaboration.


Kaynakça 

Star, S. L. (1988). The structure of ill-structured solutions: Boundary objects and heterogeneous distributed problem solving. M. Huhns and L. Grasser (Ed.), Readings in distributed artificial intelligence içinde (s. 37-54). Menlo Park, CA: Kaufman.

Star, S. L., and J. Griesemer. (1989). Institutional ecology, ‘Translations’, and Boundary objects: Amateurs and professionals on Berkeley’s museum of vertebrate zoology. Social Studies of Science 19:387-420.

Star, S. L. (2010). This is not a boundary object: Reflections on the origin of a concept. Science, Technology, & Human Values, 35(5), 601-617.


Okumuş olduğunuz içeriği akademik çalışmalarınız için yararlı bulacağınızı umuyoruz. Bu içerikten araştırmalarınızda faydalanmanız durumunda APA formatında hazırlanmış aşağıdaki alıntılama örneğini kullanabilirsiniz. Lütfen alıntı yaparken erişim adresinin açık bir şekilde belirtildiğinden emin olunuz. Araştırmalarınızda başarılar dileriz. 

Eren, S. (2021). Boundary object: Sınır nesnesi. K. Akyüz (Ed.) iris: Kitle Kaynaklı Türkçe STS Ansiklopedisi içinde. Erişim adresi (Erişim tarihi): https://irisansiklopedi.net/2020/06/03/sociotechnical-imaginaries-sosyoteknik-tasavvurlar/.

Sociotechnical Imaginaries: Sosyoteknik Tasavvurlar

Sosyoteknik tasavvurlar* Sheila Jasanoff ve Sang-Hyun Kim (2009) tarafından temellendirilmiş, bilim ve teknoloji çalışmalarında yaygın şekilde kullanılan bir terimdir. 1983 yılındaki meşhur çalışmasında, Benedict Anderson toplumları ortak tasavvurlara sahip hayali cemaatler olarak tanımlamıştır (Anderson, 1983). Jasanoff ve Kim’e göre Anderson’un hayali cemaatlerini oluşturan bu ortak tasavvurlar geleceğe dairdir ve topluluklara neyin arzu edilebilir ya da ulaşmaya değer olduğu hakkında aracı olurlar. Dahası, Anderson’un toplum tanımını baz alan Jasanoff ve Kim, toplumun diğer birçok konu üzerinde olduğu gibi herhangi bir bilimsel bilginin ya da teknolojinin geleceği için de kendine ait tasavvurları olduğunu belirtmiştir (Jasanoff & Kim, 2009). Hatta bilimsel ve teknolojik aktiviteler üzerine oluşan bu tasavvurlar milli bir kimlik etrafında oluşan hayali cemaatlerin milli kimliklerini oluşturmasında ve bu kimliği canlı tutabilmesinde de önemli rol oynayabilirler (Felt, 2013). Bu bağlamda sosyoteknik tasavvurlar, hayali cemaatlerin üretilen ya da üretilmesi vaad edilen bir bilimsel bilgi ya da teknolojininin olası toplumsal etkileri üzerine benimsedikleri  kollektif vizyonlar olarak açıklanabilir. 

* “Sociotechnical imaginaries” teriminin Türkçede anlam kazanması sırasında problematik olan kısım “imagination” kelimesinin çevirisidir. “Imagination” kelimesi için tahayyül ya da hayal yerine tasavvur kelimesini kullanmamın sebebi tasavvur kelimesi için Türk Dil Kurumu’nun verdiği karşılıktır. TDK’ye göre tasavvur kelimesinin içerdiği anlamlardan bazıları şunlardır; düşünce, amaç, niyet, maksat, plan. Yine TDK’nin tasavvur kelimesinin cümle içinde kullanımı için verdiği, Cemil Meriç’e ait cümle şu şekildedir; “İdeolojiler, bir tasavvurlar bütünüdür ama bu tasavvurların çok defa şuurla alakası yoktur” (Türk Dil Kurumu, 2019). “Sociotechnical imaginaries” teriminin toplumların teknobilim hakkında edindiği ideolojiler bütünü olduğu varsayıldığında Türkçe’de anlamını kazanması için tasavvur kelimesi “tahayyül” veya “hayal” kelimeleri yerine daha uygun gözükmektedir. Bilhassa tahayyül kelimesinin amaç ve maksat anlamlarını tasavvur kelimesi kadar güçlü bir şekilde ifade edememesi tasavvur kelimesinin kullanılmasını Türkçe düşünce dünyamız için daha verimli kılacaktır.

Yazar: Mustafa Adil Aygün
Editör: Selen Eren


Anahtar Kelimeler: Bilim ve teknoloji politikaları; imagined communities; iktidar ve teknoloji.


Kaynakça 

Anderson, B. (1983). Imagined communities: Reflections on the origin and spread of nationalism, revised ed. London and New York: Verso. 

Felt, U. (2015). Keeping Technologies Out: Sociotechnical Imaginaries and the Formation of    Austria’s technopolitical identity. In S. Jasanoff & S.-H. Kim (Eds.), Dreamscapes of Modernity: Sociotechnical Imaginaries and the Fabrication of Power ​(pp. 103-125). Chicago: Chicago University Press. 

Jasanoff S., & Kim, S.-H. (2009). Containing the Atom: Sociotechnical Imaginaries and Nuclear Power in United States and South Korea. Minerva, 47(2), 119. https://doi.org/10.1007/s11024-009-9124-4

Türk Dil Kurumu, TDK Genel Türkçe Sözlük, Erişim adresi (5 Kasım 2019): https://sozluk.gov.tr/?kelime=TASAVVUR


Okumuş olduğunuz içeriği akademik çalışmalarınız için yararlı bulacağınızı umuyoruz. Bu içerikten araştırmalarınızda faydalanmanız durumunda APA formatında hazırlanmış aşağıdaki alıntılama örneğini kullanabilirsiniz. Lütfen alıntı yaparken erişim adresinin açık bir şekilde belirtildiğinden emin olunuz. Araştırmalarınızda başarılar dileriz. 

Aygün, M. A. (2020). Sociotechnical Imaginaries: Sosyoteknik Tasavvurlar. S. Eren (Ed.) iris: Kitle Kaynaklı Türkçe STS Ansiklopedisi içinde. Erişim adresi (Erişim tarihi): https://irisansiklopedi.net/2020/06/03/sociotechnical-imaginaries-sosyoteknik-tasavvurlar/.

Entanglement: Dolanıklık

“Dolanık olmak, basitçe bir ötekiyle dolanmış olmak, ayrı varoluşların birleşmesi değil, ancak bağımsız, kendi içinde kapalı bir varlığın olmayışıdır. Varoluş tekil/bireysel bir mesele değildir.”
Karen Barad, Meeting the Universe Halfway

Kavram literatüre yaygın olarak fizik kökenli bir araştırmacı olan Karen Barad’ın 2007 tarihli  kitabıyla girmiştir. Kökenini kuantum fiziğindeki “quantum entanglement (kuantum dolanıklık)”dan alan kavram, Barad’ın kullanımıyla “fenomenin nesnelerin üzerinde bir ontolojik öncüllüğü” (Barad : 315) olduğu fikrinin sosyal bilimler literatürüne tezahürü olarak ele alınabilir. Agential Realism yaklaşımı üzerinden ele alınan dolanıklık, ilişkilerin belirli ve öncül özellikleri olan nesneler arasında kurulduğu fikrini reddedip, bunların nesnelerin üstünde birer fenomen olarak ele alınmasını vurgular. Fizikteki karşılığıyla bir benzetme kuracak olursak, dolanık bir kuantum sistemi ayrı ayrı ‘parçalarının’ özelliklerine bakarak tasvir edemezsiniz. Tam aksine, ancak sistemin bütününe bakarak tekil parçalara dair kullanışlı bilgiye erişebilirsiniz. Barad bunun metafiziksel şekilde genişletilmesini savunur ve nesnelerin tekil-içkin özelliklerindense, nesnelerin başka nesnelerle olan dolanıklığında (ilişkiselliğinde) ortaya çıkan fenomenlerin, nesnelerin ontolojisine öncüllüğünü  vurgular. Bir başka deyişle, nesnelerin özelliklerinin başka nesnelerle olan dolanıklıklarında belirlendiğini savunur. Burada kavrama dair iki noktaya vurgu yapmak gerekiyor. Kuantum dolanıklık her sistemin illa ki dolanık olması gerektiğini öne sürmez. Yani aslında yalnızca kendisine bakılarak da özelliklerine dair kullanışlı bilgi edilebilecek nesneler vardır. Ancak buradaki önemli nokta, bunların daha genel bir olası durumun özel-tekil tezahürleri olduğudur. Dolayısıyla temel varsayımımız ve kuramımız, bu nesnelerin tanımlarının kendiliğinde değil, içinde bulundukları ilişkiler ağı üzerinden kurulması gerektiğidir. Bu ilişkiler ağı içerisinde kendiliğinde var olan nesneler de olacaktır, fakat bunlar daha genel bir ontolojik düzlemin özel altuzaylarıdır.

Yazar: Zeki Can Sesir
Editör: Selen Eren


Anahtar Kelimeler: Agential realism, Bilim felsefesi, Bilinç çalışmaları, Yeni materyalizm, The material turn.


Kaynakça 

Barad, K. (2007). Meeting the universe halfway: Quantum physics and the entanglement of matter and meaning. Duke university Press.


Okumuş olduğunuz içeriği akademik çalışmalarınız için yararlı bulacağınızı umuyoruz. Bu içerikten araştırmalarınızda faydalanmanız durumunda APA formatında hazırlanmış aşağıdaki alıntılama örneğini kullanabilirsiniz. Lütfen alıntı yaparken erişim adresinin açık bir şekilde belirtildiğinden emin olunuz. Araştırmalarınızda başarılar dileriz. 

Sesir, Z. C. (2020). Entanglement: Dolanıklık. S. Eren (Ed.) iris: Kitle Kaynaklı Türkçe STS Ansiklopedisi içinde. Erişim adresi (Erişim tarihi): https://irisansiklopedi.net/2020/01/22/entanglement-dolaniklik/.

Co-production: Ortaklaşa üretim

Farklı literatürlerde farklı anlamları olabilen bu terimin Bilim ve Teknoloji Çalışmaları literatüründe benimsenmesi Sheila Jasanoff’un (2004) kullanımı ile gerçekleşmiştir. Jasanoff bu terimi, fiziki ve sosyal dünyaların, birbirinden ayrı iki dünya olarak değil, ayrılmaz bir bütünün birbirini sürekli olarak üreten parçaları olarak var olduklarını belirtmek için kullanmıştır. 18.yy Batı Aydınlanma kültürünün günümüz Batı kültürüne bırakmış olduğu en önemli miraslardan biri, fiziki ve sosyal dünyalar hakkında bilimsel bilgi üretme şeklimizin, bu dünyalardaki yaşayış pratiklerimizden ayrı olduğu kanısıdır. Bir başka deyişle fiziki dünya hakkında üretilen bilimsel bilginin,  sosyal dünyanın kendi iç dinamiklerinin etkisinden azade bir şekilde, incelenen olgu hakkındaki hakikatin birebir yansıması olabileceği iddia edilir. İşte ortaklaşa üretimci bakış açısı, fiziki doğa/nesnellik/akıl/olgu ve beşeri kültür/öznellik/duygu/değer arasında ikilik kuran ve realist ideoloji olarak bilinen bu mirası reddeder (Jasanoff, 2004, s.3). Bu yeni bakış açısına göre bilimsel bilgi, sosyal konstrüktivistlerin iddia ettiği gibi sadece sosyal pratiklerle üretilen ve fiziki dünya ile pek ilgisi olmayan zihinsel bir üretim (epifenomen) de değildir. Aksine bilimsel bilgi zihinsel, materyal, teknik, kültürel ve normatif olanın ortaklaşa üretimidir (Jasanoff, 2004, s.6). Dolayısıyla bilgi üretme pratikleri, maddi özellikler, teknolojik imkanlar, sosyal pratikler, kimlikler, normlar, söylemler vb. arasında devamlı olarak gerçekleşen müzakerelerdir. Daha somuta indirgersek, bir olgu hakkında bilimsel bilgi üretmek, ona ayna tutmak ya da onun birebir izdüşümünü çıkartmak değildir. Söz konusu olgular incelenirken, kullanılan enstrümanların üretildiği maddeden, gözlemleyen araştırmacıların kültürel kodlarına, verileri işleyen teknolojik aletlerin işleme metodundan, araştırmacı ekip içindeki güç ilişkilerine kadar bir çok maddi, teknik, sosyal, zihinsel ve normatif faktör bilgi üretimine katılıp bilimsel bilgiye bir şekil vermektedir. Böylece, ortaklaşa üretimci bakış açısı hem sosyal hem de teknobilimsel deterministler ile arasına mesafe koymuştur (Jasanoff, 2004).


Yazar: Selen Eren
Editör: Cansu Güner


Anahtar Kelimeler: Natureculture; Teknolojik imkan; Sosyal konstrüktivizm; Bilgi altyapıları.


Kaynakça

Jasanoff, S. (2004a). The idiom of co-production. S. Jasanoff (Ed.), States of knowledge: the co-production of science and the social order içinde (s. 1-12). London: Routledge.

Jasanoff, S. (2004b). Ordering knowledge, ordering society. S. Jasanoff (Ed.), States of knowledge: the co-production of science and the social order içinde (s. 13-45), London: Routledge.


Okumuş olduğunuz içeriği akademik çalışmalarınız için yararlı bulacağınızı umuyoruz. Bu içerikten araştırmalarınızda faydalanmanız durumunda APA formatında hazırlanmış aşağıdaki alıntılama örneğini kullanabilirsiniz. Lütfen alıntı yaparken erişim adresinin açık bir şekilde belirtildiğinden emin olunuz. Araştırmalarınızda başarılar dileriz. 

Eren, S. (2020). Co-production: Ortaklaşa üretim. C. Güner (Ed.) iris: Kitle Kaynaklı Türkçe STS Ansiklopedisi içinde. Erişim adresi (Erişim tarihi): https://irisansiklopedi.net/2020/01/22/co-production-ortaklasa-uretim/.

Infrastructures: Altyapılar

Bilim ve Teknoloji Çalışmaları (BTÇ) literatüründe altyapı (infrastructures) çalışmaları, genellikle Susan Leigh Star ve Karen Ruhleder’ın (1996) “altyapı” terimini literatüre kazandırdığı öncü çalışmasına dayandırılır. Star ve Ruhleder bu çalışmalarında, terimin günlük kullanımdaki karşılığı olan “beton ve çelik gibi malzemelerden yapılan [statik] tesisat”  (Carse, 2012) anlamına karşı çıkmış ve altyapıyı belli bir bağlamda kurulan dinamik ilişkilerin bütünü olarak kavramsallaştırmıştır (Karasti et al., 2016). Daha sonra söz konusu terim, doğa ya da bilgi üretimi gibi, çok sayıda sistemi içinde barından karmaşık ekolojileri betimlemek için kullanılmaya başlanmıştır (ör. nature as infrastructure, Carse, 2012; bilgi altyapıları Edwards et al. 2017). Altyapılar farklı bakış açılarıyla dört kategori altında incelenmiştir: inşa edilmiş (built) altyapılar, enformasyon (information) altyapıları, bilgi (knowledge) altyapıları ve siberaltyapılar (Slota & Ruhleder, 1996). Larkin (2013), altyapıların sadece siyasi boyutlarının değil aynı zamanda görsel, şiirsel, estetik boyutlarının oluşundan yola çıkarak, onları toplumların hayallerinin taşındığı ve duygusal olarak gerçekleştirildiği vasıtalar olarak görür. Altyapıların özelliklerinden biri görünmez olmalarıdır; bu yönden bakıldığında çöküş/bozulma (breakdown) anları altyapıları incelemek açısından önemlidir (Star, 1999).


Yazarlar: Selen Eren ve Kaya Akyüz


Anahtar Kelimeler: Enformasyon altyapıları; Bilgi altyapıları;  Siberaltyapılar; Sosyo-teknik sistemler.


Kaynakça

Carse, A. (2012). Nature as infrastructure: Making and managing the Panama Canal watershed. Social Studies of Science, 42(4), 539-563. doi:10.1177/0306312712440166

Karasti, Helena, Florence Millerand, Christine M. Hine and Geoffrey C. Bowker. “Knowledge infrastructures: part I”. Science & Technology Studies 29, no. 1. (2016): 2-12.

Larkin, B. (2013). The Politics and Poetics of Infrastructure. Annual Review of Anthropology, 42(1), 327-343. doi:10.1146/annurev-anthro-092412-155522

Slota, S. C., & Bowker, G. C. (2017). How infrastructures matter. The handbook of science and technology studies, 529-554.

Star, S. L. ve Ruhleder, K. (1996). Steps Towards an Ecology of Infrastructure: Borderlands of design and access for large information spaces. Information Systems Research 7(1), 111-134. doi: https://doi.org/10.1287/isre.7.1.111

Star, S. L. (1999). The Ethnography of Infrastructure. American Behavioral Scientist, 43(3), 377-391. doi:10.1177/00027649921955326


Okumuş olduğunuz içeriği akademik çalışmalarınız için yararlı bulacağınızı umuyoruz. Bu içerikten araştırmalarınızda faydalanmanız durumunda APA formatında hazırlanmış aşağıdaki alıntılama örneğini kullanabilirsiniz. Lütfen alıntı yaparken erişim adresinin açık bir şekilde belirtildiğinden emin olunuz. Araştırmalarınızda başarılar dileriz. 

Eren, S. ve Akyüz, K. (2020). Infrastructures: Altyapılar. iris: Kitle Kaynaklı Türkçe STS Ansiklopedisi içinde. Erişim adresi (Erişim tarihi): https://irisansiklopedi.net/2020/01/22/infrastructures-altyapilar/.

Knowledge infrastructures: Bilgi altyapıları

Paul Edwards (2010), Susan Leigh Star ve Karen Ruhleder’ın (1996) ortaya attığı altyapı kavramından yola çıkarak, bilgi altyapısını, beşeri ve fiziki dünyaların bilgisini üreten, paylaşan ve üretilen ifadelerin ‘bilgi’ statüsünü koruyan sağlam bir ilişkiler ağı olarak tanımlamaktadır. Ancak bu ilişki ağı sadece insanlar arasında kurulmamaktadır. Bilgi altyapısı, insanlar, teknolojik aletler/sistemler ve kurumlar arasında kurulan dinamik bir ilişki ağıdır (Edwards, 2010). Kurumdan kastedilen ise, insan grupları olabildiği gibi toplumsal normlar ve standartlaşmış pratikler de olabilir. Son olarak, bilgi altyapıları literatürüne bakıldığında, bu alanda çalışan BTÇ araştırmacılarının (bkz. Beaulieu, 2001; Bowker, 2000; Edwards ve diğerleri, 2013; Ribes ve Jackson, 2013; Rosner, 2012) ilgilenmekte olduğu sorular şu şekilde özetlenebilir: Bilgi altyapıları nasıl oluşmakta ve nasıl korunmaktadır? Spesifik bir bilgi altyapısını oluşturan ilişki ağındaki üyelerin birbirleriyle olan ilişkileri nasıldır? Bir ifadeye bilgi statüsünü kazandıran farklı güven mekanizmaları ve nesnellik ölçütleri/rejimleri nasıl bir arada bulunabilmektedir? Birlikte çalışan farklı üyelerin (ör. gözlemlerini kaleme alan insanlar ile 1 ve 0 dilinde kaydeden sensörler) geçerli bilgi savları üretebilmeleri adına dilleri ortak paydada birleştirilirken, bu sürecin kazananları ve kaybedenleri kimler/neylerdir? İlişki ağının heterojen yapısını korurken, yani olabildiğince farklı bilgi üretme şekillerini dahil edebilecek nitelikte üye barındırırken, nasıl daha güvenilir ve sorumlu bilgi altyapıları üretilebilir?


Yazar: Selen Eren
Editör: Kaya Akyüz


Anahtar Kelimeler: Altyapı; Infrastructural inversion; Sosyo-teknik sistemler.


Kaynakça

Beaulieu, A. (2001). Voxels in the brain: Neuroscience, informatics and changing notions of objectivity. Social Studies of Science 32 (5), 635-680. doi: https://doi.org/10.1177/030631201031005001

Bowker, G. C. (2000). Biodiversity Datadiversity. Social Studies of Science 30(5), 643-683. doi: https://doi.org/10.1177/030631200030005001

Edwards, P.N. (2010). A Vast Machine: Computer Models, Climate Data, and the Politics of Global Warming. Cambridge, MA: MIT Press. 

Edwards, P. N., Jackson, S. J., Chalmers, M. K., Bowker, G. C., Borgman, C. L., Ribes, D., Burton, M. ve Calvert, S. (2013). Knowledge Infrastructures: Intellectual Frameworks and Research Challenges. Erişim adresi: https://escholarship.org/content/qt2mt6j2mh/qt2mt6j2mh.pdf

Ribes, D. ve Jackson S.J., (2013). “Data Bite Man: The Work of Sustaining Long-Term Data Collection”. L. Gitelman (Ed.), Raw Data Is an Oxymoron içinde (s. 147-166). Cambridge, MA: MIT Press. 

Rosner, D. K. (2012, February). The Material Practices of Collaboration. Proceedings of the ACM 2012 conference on Computer Supported Cooperative Work (s. 1155-1164) içinde. New York: ACM. doi: 10.1145/2145204.2145375.

Star, S. L ve Ruhleder, K. (1996). Steps Towards an Ecology of Infrastructure: Borderlands of design and access for large information spaces. Information Systems Research 7(1), 111-134. doi: https://doi.org/10.1287/isre.7.1.111


Okumuş olduğunuz içeriği akademik çalışmalarınız için yararlı bulacağınızı umuyoruz. Bu içerikten araştırmalarınızda faydalanmanız durumunda APA formatında hazırlanmış aşağıdaki alıntılama örneğini kullanabilirsiniz. Lütfen alıntı yaparken erişim adresinin açık bir şekilde belirtildiğinden emin olunuz. Araştırmalarınızda başarılar dileriz. 

Eren, S. (2020). Knowledge infrastructures: Bilgi altyapıları. K. Akyüz (Ed.) iris: Kitle Kaynaklı Türkçe STS Ansiklopedisi içinde. Erişim adresi (Erişim tarihi): https://irisansiklopedi.net/2019/12/10/knowledge-infrastructures-bilgi-altyapilari/.

Techno-nationalism: Tekno-milliyetçilik

Terimin ortaya çıkışı farklı araştırmacıların 80’lerde ortaya koyduğu çalışmalara dayanır. Bu çalışmalardan birinde, Reich (1987), tekno-milliyetçiliği “A.B.D’nin teknolojik atılımlarını yabancı aktörlerden korumak amacıyla izlediği politikaları tarif ederken” (aktaran, Kennedy, 2013) kullanır. Bir diğer çalışmada ise, Charland (1986, s. 197), “teknolojinin, iletişimi artırma yoluyla ulus yaratma kapasitesi” olarak nitelendirdiği terimi, Kanada’da ulusal televizyon yayınlarının başlaması ve ülkenin doğu ve batısını birleştiren demiryolu ağının inşası ışığında ele alır. Bu iki öncü çalışma göz önüne alınarak, literatürde kavram üzerine yapılan araştırmalar kabaca iki gruba ayrılabilir. Daha çok global analiz ve karşılaştırmalı yöntemleri kullanan ilk gruptaki çalışmalar, tekno-milliyetçiliği ulus devletler arasındaki rekabete odaklanarak inceler. Bu araştırmalar, bilhassa Asya ve Pasifik ülkeleri arasındaki inovasyona dayalı yarışmacı politikalar üzerinde durur (Kennedy, 2013; Hughes, 2011). Buna ek olarak, küreselleşmeyle birlikte ulus devletlerin dışa açılım ve içe kapanma arasında yaşadığı gerilimin, tekno-milliyetçilik karşısına tekno-globalizmi çıkarttığı tespit edilir (Nakayama, 2012). Bu gerilimden de melez tekno-milliyetçi modellerin doğduğu belirtilir (Kennedy, 2013; Yamada 2000). Kavrama dair ikinci yaklaşım ise, tekno-milliyetçiliğin söylemsel, sembolik ve gündelik hayata dair olan boyutlarını vurgular. Kamusal aktörler, teknolojiye anlam verme pratikleri ve objelerle gündelik etkileşimleriyle tekno-milliyetçiliğin ifa edicisidir. Merriman ve Jones’un (2017), Galler’deki köprü ve otoyol örneklerindeki gibi, teknoloji, onunla olan etkileşimlerinde aktörlere milli kimliklerine anlam verecekleri alanlar yaratır (yabancı sermaye ya da iş birliğine açık bir karma model olarak “neo-tekno-milliyetçilik” için bkz: Yamada, 2000). Bu süreçlerde ulusların birer sembolü olarak algılanmaya başlanan teknolojik unsurlar, “doğal ve kaçınılmaz” hale bürünebilir (Amir, 2007). Teknolojik süreçlere dair farklı karar verme ihtimallerinin bastırıldığı ve eleştirel tavrın engellendiği ölçüde tekno-milliyetçilik, bir araya getirici olmanın tersine toplumsal olarak ayrıştırıcı özellik kazanır (Amir, 2007). Örneklerden de görüldüğü gibi, tekno-milliyetçilik, üzerinde uzlaşılmış tek bir tanıma sahip olmamakla beraber, onu farklı yöntemler ve bağlamlarda ele alan çalışmalar terime dair bakış açımızın gelişmesini sağlamaktadır. 


Yazar: Özgür Işık
Editör: Selen Eren


Anahtar kelimeler: Bilim, teknoloji ve politika; Milliyetçilik; Ulus devlet; Küreselleşme; İnovasyon; İktidar ve teknoloji


Kaynakça 

Amir, S. (2007). Nationalist Rhetoric and Technological Development: The Indonesian Aircraft Industry in the New Order Regime. Technology in Society 29(3), 283-293. doi: 10.1016/j.techsoc.2007.04.010.

Reich, R. (1987). The Rise of Techno-nationalism. The Atlantic Monthly 259(5), 63-69.

Kennedy, A. B. (2013). China’s Search for Renewable Energy: Pragmatic Techno-nationalism. Asian Survey 53(5), 909-930. doi: 10.1525/as.2013.53.5.909

Charland, M. (1986). Technological Nationalism. CTheory 10(1-2): 196 – 220. Erişim Adresi: http://journals.uvic.ca/index.php/ctheory/article/viewFile/14083/4854. 

Hughes, C. W. (2011). The Slow Death of Japanese Techno-nationalism? Emerging Comparative Lessons for China’s Defense Production. The Journal of Strategic Studies 34(3): 451-479. doi: 10.1080/01402390.2011.574987

Nakayama, S. (2012). Techno-nationalism versus Techno-globalism. East Asian Science, Technology and Society: An International Journal 6(1), 9-15.

Yamada, A. (2000). Neo-techno-nationalism: How and Why it Grows. Columbia International Affairs Online.

Merriman, P. ve Jones R. (2017). Nations, Materialities and Affects. Progress in Human Geography 41(5), 600-617. doi: 10.1177/0309132516649453.


Okumuş olduğunuz içeriği akademik çalışmalarınız için yararlı bulacağınızı umuyoruz. Bu içerikten araştırmalarınızda faydalanmanız durumunda APA formatında hazırlanmış aşağıdaki alıntılama örneğini kullanabilirsiniz. Lütfen alıntı yaparken erişim adresinin açık bir şekilde belirtildiğinden emin olunuz. Araştırmalarınızda başarılar dileriz. 

Işık, Ö. (2019). Techno-nationalism: Tekno-milliyetçilik. S. Eren (Ed.) iris: Kitle Kaynaklı Türkçe STS Ansiklopedisi içinde. Erişim adresi (Erişim tarihi): https://irisansiklopedi.net/2019/11/27/techno-nationalism-tekno-milliyetcilik/.


Technological affordance: Teknolojik imkan

Ian Hutchby bu terimi 2001 yılında, teknoloji ve bilim sosyolojisi literatüründe uzun süredir devam eden ve iki grup arasına sıkışmış olan bir tartışma bağlamında, tarafları, kendi deyimiyle, üçüncü bir yolda uzlaştırmak için ileri sürmüştür. Taraflardan ilki olan realist yaklaşıma göre, her teknolojik nesnenin kendine içkin özellikleri vardır ve bu özellikler toplumun o nesneyle girdiği her türlü ilişkiyi belirler, koşullandırır  (ör: teknolojik determinizm; bkz. Toffler, 1981; Poster 1995). Tartışmanın diğer tarafı, sosyal inşacılık yaklaşımına göre ise (bkz. social constructivism), nesneler toplumsal müzakerelerin, yani söylemsel pratiklerin birer ürünüdür (Bijker ve Law 1992). Hutchby, bu terimi, özellikle ikinci grubun önemli isimlerinden Grint ve Woolgar’ın 1997 yılında kaleme aldığı “bir metin olarak teknoloji” fikrine karşı ortaya atmıştır. Sosyal inşacı yaklaşımla teknoloji ve toplum ilişkisini ele alan bu iki yazara göre, her teknolojik nesne, onu üretenler tarafından “yazılmış”, onu kullananlar tarafından da “okunan/yorumlanan” bir metin gibidir. Dolayısıyla bu yazarlara göre teknolojiler, kendilerine içkin özelliklere sahip değildir; aksine, adeta bir tabula rasa gibi, üreticileri ve onu kullananlar arasındaki uzlaşmanın şekil verdiği bir hamur gibi görülürler. Buna karşılık Hutchby, psikolog Gibson’ın 1979 tarihli eserinden ödünç aldığı bu terimle (affordance), teknolojik nesnelerin, üreticiler tarafından kendileriyle neler “yazılabileceğini” ve kullanıcılar tarafından da nasıl “okunabileceklerini” sınırlandırdığını savunur. Dolayısıyla Hutchby’e göre, teknolojik nesneler toplumsal ilişkiler tarafından şekillendirilirken (teknolojik determinizmin aksine), toplumsal ilişkilerin teknolojileri nasıl şekillendireceği aslında teknolojilerin potansiyel maddi özellikleri, yani teknolojik imkan(lar)ı tarafından sınırlandırılmıştır.

Yazan: Selen Eren
Editör: Özgür Işık


Anahtar Kelimeler: Teknolojik determinizm; Sosyal inşacılık; Performativity; Materiality; Hybrid entity.


Kaynakça

Bijker, W. E. ve Law, J. (1992). General Introduction. W. B. Bijker ve J. Law (Ed.). Shaping Technology/Building Society içinde (s. 1-14). Cambridge, Mass.: MIT Press.

Grint, K. ve Woolgar, S. (1997). The Machine At Work. Cambridge: Polity.

Gibson, J. J. (1979). The Ecological Approach to Perception. London: Houghton Mifflin.

Hutchby, Ian. Technologies, texts and affordances. Sociology 35(2), 441-456. doi: https://doi.org/10.1017/S0038038501000219

Poster, M. (1995). The Second Media Age. Cambridge: Polity.

Toffler, A. (1981). The Third Wave. London: Collins.


Okumuş olduğunuz içeriği akademik çalışmalarınız için yararlı bulacağınızı umuyoruz. Bu içerikten araştırmalarınızda faydalanmanız durumunda APA formatında hazırlanmış aşağıdaki alıntılama örneğini kullanabilirsiniz. Lütfen alıntı yaparken erişim adresinin açık bir şekilde belirtildiğinden emin olunuz. Araştırmalarınızda başarılar dileriz. 

Eren, S. (2019). Technological affordance: Teknolojik imkan. Ö. Işık (Ed.) iris: Kitle Kaynaklı Türkçe STS Ansiklopedisi içinde. Erişim adresi (Erişim tarihi): https://irisansiklopedi.net/2019/11/27/technological-affordance-teknolojik-imkan/.